29 Kasım 2011

ÇERKEZ KIZI

Çok seneler önce yer Adapazarı - Erenler. Soğancızade Ahmet ağanın bir kızı oluyor. İsmini Müzeyyen koyuyor.
Ne yazık ki Müzeyyen annesini küçükken kaybediyor. Baba ağa tabii yeniden evlenmeli. Yeni gelen cici ! anne Ahmet ağanın kızına sevgisini , düşkünlüğünü bir türlü hazmedemiyor. Ağa evde yokken kıza olmadık eziyetler yapıyor. 'Babana söylersen bunların daha fazlasını yaparım' diye de şantaj yapıyor.
Müzeyyen sessiz bir kız. Babası üzülmesin diye hiç birşey söylemiyor.
Bir gün üvey anne kızın kollarını morartana kadar dövüyor. Babası gelmeden kıza uzun kollu bir gömlek giydirip kenara oturtuyor.
Baba kızını çağırıp kucağına oturtmak isterken kızın irkilmesinden birşeyler olduğunu anlayıp bir hamlede kızın gömlek kollarını yırtıyor. Gördüğü manzara karşısında donup kalsa ve üvey anneye gerekeni !!!!!! yapsada o devirde boşanma olmadığı için birlikte yaşamaya devam ediyorlar.
Müzeyyen evde yardımcılarla büyüyor. Baba ileri görüşlü olduğu için kızın o devire göre alması gereken tüm eğitim veriliyor.
Derken bir gün Müzeyyen yakışıklı Hulusi ile karşılaşıyor. Hulusi ilkokul öğretmeni. İdealist. Zamanında savaşa katılmış, eğlenmesini seven hayatta bir tek anacığı olan ama huysuz, geçinilmesi zor bir Selanik delikanlısı..... (Bu yazımda müfettişe ne yaptığını anlatmıştım:)))))
Müzeyyen isteniyor ve baba bu evliliğe onay veriyor. Nikah yapılıyor düğün için beklenirken Ahmet ağa kızını vermekten vazgeçiyor.
Müzeyyen üzgün. Hulusi'nin yapacağı birşey yok:(
Tam filmlerdeki gibi üvey anne bu sırada sahneye çıkıyor:)))
-- - Müzeyyen sen kaç ben arkandan çeyizini gönderirim, zaten bir süre sonra baban sizi affeder.
diyor.

Müzeyyen sevdiği adama kaçıyor. Bir süre sonra üvey annesine haber yolluyor çeyizini göndermesi için . Aldığı cevap aynen şu:

---Babasının rıza göstermediği adama kaçan kıza çeyiz verilmez.........

Hulusi'nin evi bir öğretmen evi. Anacığı saf, temiz yürekli ama oğlunu paylaşmayı asla düşünmeyen bir kadın. O da zengin gelini içine sindiremiyor. Gelin hiç birşey bilmiyor. Zamanında herşey önüne gelmiş. Onun için kaynanalık damarı iyiden iyiye kabarıyor.

Ama Müzeyyen çok akıllı bir kız. Her sabah onun deyişiyle 'Hanımannesi' nasıl ortalığı topluyor, nasıl yemek yapıyor hepsini gözlemliyor.
Birgün kayınvalidesinden önce kalkıp oturma odasını düzeltiyor ve heyecanla Hanımannesini bekliyor. Fatma hanım içeri giriyor bakıyor etrafa , Müzeyyeni hiç görmemiş gibi yaparak divan yastıklarını alıyor, onları vurarak düzeltiyor, örtüleri silkeleyip düzenli bir şekilde divana seriyor üzerine yastıkları yerleştirip kapıyı çekip odadan çıkıyor.
Akıllı Müzeyyen hemen bir kalem alıp yastıkları, örtüyü işaretliyor ve ertesi sabahı iple çekiyor.
Bu sefer Hanımannenin yaptıklarının aynısını yapıp işaretli yerleri bir araya getirerek odayı düzeltiyor.
Hanımanne içeri giriyor etrafa bakıyor , yok hiç bir yanlış yok. Kapıyı çekip gidiyor.
Bu tatlı didişme 5 yıl sürüyor. Beş yıl sonra Fatma hanım için Müzeyyen artık evlat oluyor. Hatta torunlarını severken 'yavrumun yavrusu yarısı yılan yavrusu ' dediğinde torunlar ' yılan kim babaanne' diye sorduklarında ' kim olucak huysuz babanız' diyecek kadar gelinini çok seviyor.

O gelin ki kayınvalidesinin yatalak annesine bile bakıyor. Kocasının bütün uzak akrabalarını bulup evine getiriyor, yediriyor, içiriyor, onlara ev arıyor, eşya alıp yerleştiriyor . Onlarda giderken evde kaldıkları odaların prizlerini söküp götürüyorlar:))))))
Derken Hulusi müfettişle dalaşıp Gebze'nin Balçık köyüne sürülünce, Müzeyyen orada da boş durmuyor. Dikiş dikerek kocasına , evine katkıda bulunuyor. Mutfağın yolunu bilmeyen kız 80-90 yufkadan baklavalar yapıyor. Onu tanıyanlar hala söylüyorlar elinin lezzetini....
Gezmeyi , şaka yapmayı, sohbet etmeyi, 51 oynamayı, radyodan milli maçları dinlemeyi seven koyu Fenerbahçeli, Atatürk'e aşık bir kadın.....
Komşusunun kedisi doğurdu diye lohusa şerbeti kaynatıp komşusuna götürecek kadar neşeli bir kadın.
Müzeyyen ile Hulusinin didişmeleri ise ayrı bir yazı konusu olacak kadar çok.
Bir bayram arifesinde Müzeyyen iki tepsi baklava yapıp tel dolaba kaldırıyor. Bayram sabahı kalkıp tel dolabı açıyor ve şak düşüp bayılıyor. Güzin, Fatma babaanne koşa koşa yanına gidip onu ayıltmaya çalışırken göz ucuyla bir bakıyorlarki iki tepsi baklavanında ortası yok, kenarları kalmış:))))))
Hulusi gece yarısı kalkıp baklava partisi vermiş kendisine:))))))
Şimdiki gibi bağırıp çağırmak ne kelime kadıncağız yalnızca düşüp bayılıyormuş işte:))))

Bir seferinde de Hulusi 'şehir dışına çıkıyorum diye evden ayrılıyor. Hanımanne Müzeyyene 'hazırlan dışarı çıkıyoruz , misafirliğe gidiyoruz ' diyor. Misafirlikte Müzeyyenin içine bir sıkıntıdır çöküyor. Duramıyorlar eve bir geliyorlarki; trenin kalkış saatini kahvede bekleyen Hulusi arkasından sokağa çıkan annesini ve karısını görünce doğru eve gidiyor. Koca bir kovaya küllü su hazırlayıp, Müzeyyenin maltısta su ısıtarak yıkayıp kar beyazı yaptığı tüm çarşafları bu suya batırıp tekrar ipe asıyor, kalan suyu da fırçalanıp temizlenen tahta merdivenlerden aşağıya döküp kapıyı vurup gidiyor:))))))))

Ne yazık ki evlat konusunda ciddi üzüntüleri olmuş. Beş çocuğunu kaybetmiş. En sonunda bir kız çocuğu olmuş. Onu özenerek büyütmüş. Arkasından gelen oğlunu kaybettikten sonra bir daha çocuk yapmamaya karar vermişki hamile olduğunu anlamış. Sorunsuz geçen hamilelik ve doğumdan sonra 'tekne kazıntısı' esmer bebeğe babası 'ciharyar-ı güzin' den esinlenerek Güzin adını koymuş.
Tekne kazıntısı Güzin ömrü boyunca annesinin ve babasının sözünden hiç çıkmamış hastalıklarında hem annesine , hem babasına bakmış onların hayır dualarını almış.
Müzeyyenin tiryakilik derecesinde kahve, çay ve sigara tutkunluğu varmış. Öyleki ramazanda orucunu açtığı zeytinin çekirdeğini sigarayı tutar gibi çıkarırmış.
Bu arada Ahmet ağa ölüyor ve oldukça yüklü bir miras bırakıyor çocuklarına. En büyük damat Hulusi olduğu için mirasın yönetimini ona vermek isteselerde dedem 'ben bilerek yada bilmeyerek bir yanlış yaparım ve yetim hakkı yiyebilirim . Bundan çok korkarım' diyerek Müzeyyene reddi miras yaptırıyor.

Müzeyyen üzülsede para onun için hiç önemli değil. Ama çocuklarının eğitim alması çok önemli . Bu yüzden kocasına baskı yapıp kayınvalidesi ve çocuklarını aldığı gibi İstanbul'a Üsküdar - Tunusbağına taşınıyor. Koca öğretmenliğe devam ediyor. Parasını olduğu gibi karısına yolluyor.
Müzeyyenin en büyük derdi burada bir ev almak. Ama ne mümkün. Bir gün Beşiktaş'ta bir arkadaşını ziyarete gittiğinde oraya gelen bir kadının Üsküdar'da satılık bir evi olduğunu ama evin çok çok eski olduğunu öğreniyor. Kadını ikna edip vapurla Üsküdar'a geçip İmrahor'daki üç katlı kapısında kilidi olmayan tahta evi görüyor ve bu yoklukta manto almak için biriktirdiği paranın üzerine birşeyler satıp biraz daha ekliyor ve bu evi satın alıyor.
Evin karşısında Mithat Paşa Kız Enstitüsü var. İşte kızlar bu okula gidiyorlar. Buradan mezun oluyorlar.
Müzeyyenin arkadaş çevresi burada daha da büyüyor. Şu an benim oturduğum evin arsa sahipleri hem Müzeyyeni, hem Hulusiyi hem Fatma anneyi ,Güzini, İzzeti herkesi tanıyorlar. Onlar neler neler anlatıyorlar. Yazsam kitap olur.
Meşhur Salacak Gazinosundaki maceralar zaten harika anılar. Akşamdan yapıp hazırlanan çiğ börekler , sabah demlenip termosa koyulan çaylar, bardaklar, şekerler çantalara yerleştirilip sabahın sekizinde Gazinoya gidilip en ön koltuklar tutuluyor. Akşama kadar yiyilip, içiliyor, sohbet ediliyor ve 12 - 13 saat sonra sahneye çıkan Zeki Müren büyük bir zevkle seyredilip , dinleniyor.......


Müzeyyenin evi ile ilgili düşünceleri var. Kocası emekli olunca bu evi yıktırıp mutfağı sokağa bakan iki katlı bir ev yaptırmak hep hayalinde. Mutfağın sokağa bakma nedeni de gördüğü tanıdıklarını yemeğe , çaya davet edebilmek için...Hatta içtiği Gelincik marka sigaraların kapaklarına evin krokisini bile çiziyor. Ama ne yazık ki bu hayali gerçekleşmiyor.

Derken 46 yada 47 yaşında iken Müzeyyen rahatsızlanıyor.Sürekli mide ağrısından şikayet ediyor. Birden kilo vermeye başlıyor. Doktorlar mide ameliyatına alıyorlar. Ameliyat yarım saat sürüyor. Çünkü hastalık her yere yayılmış dönüş yok.
Güzin hep yanında. Müzeyyenin tek derdi Güzin'in evlenmemesi. Babası da hala çalışıyor. Gözü arkada ama yapıcak birşey yok.

29 Kasım 1956 tarihinde bu dünyadan göçüp gidiyor. Arkasında ona çok ihtiyacı olan Güzin'i bırakarak.
O Güzin ki 75 yaşında olmasına rağmen hastayken hep annesini sayıkladı. Onu ne kadar özlediğini ......

Geçen gün bir konuşma sırasında anneannemin Çerkez olduğundan bahsettim. Bir tanıdık
'Çerkez dedin mi orada duracaksın, çok marifetli ve çok güvenilir insanlardır' dedi.....

Anneannemi hiç görmedim, tanımadım. Ama hakkında çok güzel şeyler duydum. Bir kere annemin annesi daha ne olsun.
Mezarlığa kızımla gidince bana hep ' herkes kendi anneannesinin başına gitsin' diye takılır:)
Bu gün 55 yıl bitiyor. Umarım kızıyla hasretleri bitmiştir. Fatma babaanne, Müzeyyen , Hulusi, annem ,babam hepsi bir yerdeler.

Diliyorum hepsi ışıklar içinde , azaplardan uzak ve bir aradadırlar.....

8 yorum:

bülbülünyeri dedi ki...

Canım,
bu aile öykülerini kitap haline getirsen harika bir şey ortaya çıkacağına eminim. Hem kalemin çok kuvvetli, hem anıların çok berrak ve güzel.
Ben bunları okumayı çok seviyorum.
Anneanneyle dedenin birbirleriyle çekişmelerini de merakla bekliyorum.
Sevgiyle kal.

NzlGl dedi ki...

Sevgili Birgül hanım
anılarımı beğenmeniz ve benimle paylaşmanız beni çok mutlu ediyor teşekkürler sevgiler

birdutmasali dedi ki...

bende birgülcüğüme katılıyorum !
bazen hem bize iyi geliyor,
bazende tüm anılara karşı birer gönül almaca oluyorlar..
ne güzel hikayeler böyle nazlıcım....
nurlar içinde yatsınlar :(

NzlGl dedi ki...

Yazdıklarımın beğenilerek okunması beni hem rahatlatıyor hem mutlu ediyor Nuray hanım.
Okuyanları daraltmak yada okuduklarından bunaltmak en büyük korkum. Bunlar olmayınca da gerçekten 'gönül almaca' oluyor....

Yine içimden gelenleri okumuş yoruma dökmüşsünüz sağolun, varolun:)))

Yemekçinin Mekanı/Nazlı dedi ki...

Harikulade... Ailenden bahsettiğini taaa ki Güzin ismini okuyunca anladım... Nur içinde yatsınlar, biraradalar hasret bitmiş, huzur içindeler...

NzlGl dedi ki...

Amiiinnnn benim güzel Adaşım çok teşekkür ederim....

YAŞAMIN KIYISINDA dedi ki...

O kadar gerçekçi anlatmışsın ki!
sen Müzeyeni tanımadım demişsin ama ben tanıdım sanki, karşımda canlandı.
gelincik sigarası,çayı,kahvesi,becerisi,
hayalleri. Annenin son ana kadar onu hatırlaması çok doğal.
Huzurla,ışıklarda yatsınlar.
Eskilerin hepsinin yaşamı sanki bir roman, ya şimdi?
ne kadar sıradan yaşamlar...

NzlGl dedi ki...

Sevgili Nur hanım

çok mutluyum beni, içimdekileri anladığınız için....
Çok haklısınız şimdiki yaşamlar hep tek düze ve içe dönük.....:((
sevgilerimle