11 Eylül 2014

ŞÜKÜRLER OLSUN SONUNDA :)

Sevgili Gülsen hocamın, aylardır sabırsızlıkla beklediğimiz 'CEHENNEM DERESİ' adlı kitabı sonunda piyasaya çıktı.
Gülsen hocamın sayfasında gerekli açıklamayı okuyacaksınız.
Sayfaya girmişken o güzel müzik eşliğinde uzun bir süre orada kalacağınıza eminim.

Sevgilerimle

07 Temmuz 2014

YİNE TEMMUZ ....

Annelerin Güzeli,

Anneannemin, dedemin, senin ve babamın sayesinde uzun zamandır olmadığım kadar iyiyim, rahatım.
Belki sen görüntü olarak yoksun  ama senin yansımalarını kalplerinde taşıyan güzel insanlar hep yanımda. Bu da bana Allahın bir lütfu olsa gerek.

Canımın sıkıldığı zamanlarda rüyama girip ' ben sana yardım edeceğim hiç merak etme Nazlı' dediğinde nasıl yorumlayacağımı bilememiştim.
Sürekli görüştümüğüz değil yalnızca alış veriş yaptığımız ama senin dürüstlüğünü hatırlayıp sözünde ne olursa olsun duracağını bilen insanlar kızın olduğum için  öyle zamanlarda bana yardım ettiler ki şaşırmadım dersem yalan olur.
Kendime kızdım; ne çabuk unutmuşum verdiğin sözleri mutlaka tutacağını :(

İnsanın mutlu gününde çevresi hep kalabalık olur. Önemli olan sıkıntılı günlerinde yanında olanlardır. Bu bakımdan kendimi çok şanslı buluyorum annem.
Senin arkadaşların, babamın arkadaşları, senin de çok sevdiğin benim arkadaşlarım, kardeş dediklerim, dost bildiklerim, abla ve ağabey diye sevdiklerim, bana anne gibi yaklaşanlar, çok seneler öncesinden bizi tanıyıp senin yokluğunun bende bıraktığı izleri bilen ortak sevdiğimiz kişiler hepsi yanımdalar, destekler.

İyi ki sizin evladınız olmuşum. İyi ki siz benim anne ve babam olmuşsunuz.
Bir süredir baba evimin havasını soluyorum  evimde. Ve bu da bana çok ama çok iyi geliyor.

Bugün dört sene bitti sen gideli Güzinim

Senden sonra kolum kanadım kırıldı , elim ayağım durdu sanki. Yıllar içinde adeta yeniden yürümeyi konuşmayı, düşünmeyi öğrendim. Sizi ve beni sevenler sayesinde tekrar hayata karışmayı , yaşama sarılmayı öğrendim.

Kardeşim, arkadaşım, yoldaşım, en iyi dostum  canım annem,

Yerin nur , mekanın cennet olsun. Azapların ve günahlarından uzak huzur içinde ve tabii babamla ol inşallah.
Seni çok seviyorum.

Nazlı Gül

10 Mayıs 2014





Anneler Günü'nüz kutlu olsun.

sevgilerimle

Nazlı Gül

27 Ocak 2014

İYİ HAFTALAR :))))))

Ama
yine de
bahara bir dilim mavi var,
Son çeyrek biraz hüzünlü olur
OLSUN....

                              Turgut Uyar



Şöyle keyife keyif katar gibi,
lezzete lezzet katar gibi, 
eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun..

Arkadaşım, 

hayat bu daha ne olsun
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!

 
                                           Can Yücel






30 Aralık 2013

2014 Hoş gel :)

Bir yıl daha geçti.
Dileğim gelecek yıl bu yılı aratmasın.

Ülkemiz, sevdiklerimiz , arkadaşlarımız, dostlarımız, çocuklarımız , ailemiz ve bizim için ;
UMUT,  BARIŞ, HUZUR ve SEVGİ dolu bir yıl olsun....

Sevdiklerimizle beraber EKSİKSİZ bir yıl daha geçirelim.

Hepinize MUTLU YILLAR dilerim,
Sevgilerimle

Nazlı Gül

02 Aralık 2013

--------------------------------------------------------------------

Bilmediğiniz kelimelerin altını çizin ,
derdi öğretmenim
Bunca yıl , bunca yol , bunca hayat ve kitaptan sonra
bütün kelimelerin altını çiziyorum.
--- Öğretmenim artık izin istiyorum.

Murathan Mungan

28 Ekim 2013

29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI KUTLU OLSUN

CUMHURİYET'imizin 90. YILI KUTLU OLSUN....

İZİNDEYİZ ATAM.....

90 yıldır olduğu gibi bundan sonra da

NE SENDEN VAZGEÇERİZ
NE SENİN ESERİNDEN....

21 Ekim 2013

14 Ekim 2013

GÜZEL BİR BAYRAM OLMASI DİLEĞİYLE....

Bu benim hayatımdaki  47. Kurban Bayramı. (İnşallah evlatlarımla, dostlarım ve sevdiklerimle beraber kutlayacağım nice bayramlar daha olur )

Babamla beraber 18 sene, ondan ayrı 29 sene yaşamışım bayramı
Annemle beraber 43 sene, ondan ayrı 4 sene


Aklıma Büyükada'da kutladığımız bayramlar geliyor. Tüm kuzenler, yengeler, halalar, komşular, tanıdıklar.
Bir saniyemiz bile boş geçmezdi. Tüm yaz birlikte olduğumuz halde bayramları 'bayram' gibi yaşardık . Mezarlık ziyaretine bile kalabalık giderdik.
Üsküdar'da da durum farksız olurdu. Akraba, dost ve komşu ziyaretleri tüm günlerimizi doldururdu.
İnsan içindeyken olayların kıymetini bilemiyor.

Şimdi hepimiz bir yerlerdeyiz. Hep bir arada olmamız çok zor oluyor.
Şükür yine ziyaret edip bayramlaştığımız dostlarımız , komşularımız var ama işte 'ama' lar çok.
Koşa koşa anneme gittiğimiz bayram sabahlarını özlüyorum. O kahvalt.............Yok arkadaşlar bu yazı başka yerlere gidiyor :(((((  Bu yüzden:

Tüm blog arkadaşlarımın  Kurban Bayramı'nı kutluyorum. Aileniz ve sevdiklerinizle beraber olup , keyifli saatler geçireceğiniz bir bayram olsun.
Hepinize kucak dolusu sevgiler


Nazlı Gül



01 Ekim 2013

TORBA TORUN :))))))

Bu sabah uyandığımda Eylül'ün sıcak, yumuşak havası yerine Ekim'in hafif sert havası hakimdi. 'Ne güzel 'diye düşündüm. Annem 'kurt dumanlı havayı sever' derdi benim için.
Ama bu benim için geçerliydi bizim evde. Kızım hemen söylenmeye başlamıştı :
'Offf kış geldi. Güneş yok:( hava soğumuş...'
'Merak etme canım önümüz yaz ' dedim. Kafasını kaldırıp bana bir baktı ki o bakışı kelimelere dökmem imkansız :)))))
 'Oooollduuuuu Nazogülüm bana müsaade' diyip işe gitti:)))))

Bir gece önce uykusuz olmama rağmen mutfak penceresinin önüne oturdum. Artık trençkotlar , yağmurluklar giyilmişti. Çamaşır demirine konan kumru eşliğinde kahvaltımı yaptım. O, insanı üşütmeyen ama ferahlatmayanda rüzgarı hissederek yeşil çayımı içerken telefonuma bakmaya başladım. Ve sevgili SEYYAH'ımın bir paylaşımını gördüm.


Çok beğendim.
İnsanın hayatında sahip olduğu en değerli şeydi  ailesi. Çok şükür ben kalabalık bir ailede büyümüştüm. Baba tarafım kalabalık babaanne, halalar, amcalar, kuzenler , anne tarafımdan da  dedem.
Hacı dedem. Onun yeri başkaydı. O da beni diğer torunlarından ayrı tutardı.
Selanik doğumluydu. Yani Arnavut. Bazen çok inatçı olurum ' Arnavut inadın tuttu' derler.
Doğru , dürüst insandı. Gittiği zaman 'çok huysuzdu ama çok dürüst bir insandı' demişler arkasından.
Babası küçükken ölmüş , annesi çocuklarını alıp erkek kardeşinin yanına gelmiş. Ama dedeme çok düşkünmüş. Derken bir tren kazasında tüm çocuklarını kaybetmiş bir tek dedem hayatta kalmış.
Dayı huysuz. Yeğeni okusun mühendis olsun istiyor. Bunun içinde gece uyumasın ders çalışsın diye dedemin ayaklarını dizlerine kadar soğuk suyun içine koyuyor.
Anne çok üzgün . Kardeşine 'bırak okumasın çöpçü olsun ' diyebilecek kadar da temiz kalpli:)
Ama dedemin Arnavut damarı tutuyor idealist ya öğretmen olmak istiyor ve oluyor. Onun ders anlayışı  öncelikle  Türkçe ve Matematiğin öğrenilmesi. Onun için en çok bu dersleri veriyor.
Gerisini insan nasıl olsa öğrenir diye düşünüyor. Bu arada asker olduğunda savaşa da katılıyor.

Yakışıklıymış ve oldukça da çapkın :)  Bu huyu !!!!  her ne kadar çok sevse de anneannemi evlendikten sonra da sürüyor. Taaakiiiiiiii müfettişin burnunu ısırıp Balçık köyüne sürülene kadar.
Orada bu huylar bırakılıyor. Duruluyor.....
Annem dedemin sesinin çok güzel olduğunu söylerdi. Hatta  evlerinin üst katında  kuran okuduğunda sokaktan geçenlerin bile durup dinlediklerini anlatırdı.
Ama huysuz muş. Kendi kurallarıyla yaşayan biriymiş
Hatırlarım odasında bir dolabı vardı ve o dolabın üzerinde (o zaman çikolata kutuları vardı kartondan kapaklı) onlardan biri dururdu. İçinde jiletle açılmış kurşun kalemler hepsi aynı hizada , silgiler ve notları olurdu.
O kadar yokluk çekmişki kurşun kalemlerinden bazıları mini miniydi . Asla atmazdı onları . Ve her iki ucunu da açardı. Benimde aklımda kalmış olmalı ki lisedeyken kalemlerimi ucuna kadar açardım. Onlarla yazı yazmaktan çok zevk alırdım.
1970 senesinde babamın rahatsızlığından dolayı Büyükada' dan Üsküdar'a dedemin yanına taşınmıştık. Ne mutluydum.
Günlerim onunla geçerdi. Abdest alırken onu banyo kapısında beklerdim. Beraber namaz kılardık. Hatırlıyorum ben sıkılır konuşurdum elimi elinin üzerine koyardım o ise hafif tebessüm eder namazına devam ederdi.
Büyük kareli bir defteri vardı. Oraya hesap yapardı. Tabii bende yanında oynardım. Mümkün mü başkası defterine, kalemlerine elleyecek oooooo ben hepsini karıştırıdım sesini bile çıkarmazdı.
Bana 'TORBAM' derdi. Hatta bana verdiği resimin arkasında 'Torbama dedesinden ' diye yazıyor.
Bir gün annem alışveriş yapmış. Arapsabunu o zamanlar naylon torbalardaydı. Ben mutfaktan sabunu alıp salonun ortasına geldim havaya atıp atıp tutuyorum. Annem 'yapma Nazlı o yere düşerse patlar kızım' dedi. Bir attım , iki attım üçüncüde salonun ortasında her tarafa saçılan bir arapsabunu manzarası oluyverdi:))))
Ben pırrrrrrrrrr dedemin odasına. Ağlayarak dedeme anlattım. 'Sakın ağlama torbam ' dedi sildi gözyaşlarımı. Elimi tuttu salona geldik. Anneme seslendi:
--- Güziiiiiiiiiiiiiinnnnnnn
--- Efendim beyba ( annem böyle derdi dedeme herhalde beybabanın kısaltılmışıydı) diyerek annem salona girdi.
Manzara şöyleydi.
Dedem ince ve uzun boyluydu. Salonun ortasında durmuş bir eli arkada benim elimi tutmuş ben bacaklarına saklanmış bacak arasından anneme bakıyor vaziyette :))))))
--- Kızım ben banyodan sana getirirken elimden düştü bu arapsabunu kusura bakma.
'Ahhh dedeciğim ne banyosu annem onu yeni almış' diyemiyorum tabii :)))))
Annem : ' Olsun beybacım sen üzülme ben temizlerim' derken o 'temizlerim'deki R harflerinin üstüne basa basa söyleyince  ben yine pırrrr dedemin odasına... Ne zamana kadar  (kurtarıcım ) babam gelene kadar :))))))))))

Babam dedemi , dedem de babamı çok severdi. Beraber saatlerce sohbet ederlerdi. Çok hoş sohbet bir insandı . Ama eşref saati vardı. Sabah 11 den önce kalmaz. Kahvaltısını yapar , hesabı varsa onları tutar sonra alışverişe giderdi . Sonra öğlen yemeği , arkadaşlarla buluşma. Yatsı kılındıktan sonra tutmayın dedemi. Küçükle küçük, büyükle büyük olurdu. Evde akşam yemeğinden sonraki sohbet , kahvede geç saatlere kadar devam ederdi.
Ama dediğim gibi huysuz .
O zamanlar elektirik, su, havagazı paraları eve kontrole gelen kişilerce alınırmış. Annem anlatırdı. Eve görevli memur geliyor. Ama dedem uyuyor. Annem dedemi uyandırıyor. 'Beybacım  para verilecek' diye
Dedem de cevap şu: 'Acelesi neki beklesin '
Aman yarabbim zavallı annem bir dedeme gidiyor para versin diye  bir memura 'kusura bakmayın' diye mahçup oluyor. Ama bütün görevliler 'biz hacı amcayı tanıyoruz siz kendinizi üzmeyin ' diye annemi teselli ediyorlarmış.
Dedem kalkıyor elini yüzünü yıkıyor, büyük defter çıkıyor, adamdan fatura isteniyor. Fatura üzerinde kilovat saat ile kuruş çarpılıyor doğru mu hesaplanmış diye, sonra kağıt para kutusundan kağıt para , bozuk para kutusundan bozuk para çıkarılıyor, sayılıyor veeeeeee mutlu son adama para ödeniyor.Ama annem canım benim permeperişan bu zamanlarda:(((
Ramazanlar bir başkaydı.Ben de sahura kalkardım. Bana 'sen çocuk orucu tutacaksın olurmu canım' derdi. Dinlerdim. Gerçi o zamanlar yemekle aram hiç yoktu aslında yirmidört saat bile oruç tutabilirdim :))
Sonra sıcak pide alır gelirdi iftara:)))))
Sahurda yalnızca taze pilav yer üzüm hoşafı içerdi. Annem evlenmeden önce de , Büyükada'dan geldikten sonra da bütün ramazan dedeme sahurda taze pilav hazırlarmış
Bana söz vermişti ona ilk kahve pişirdiğimde bir bilezik alacaktı. Ve almıştı da:) Annem de o geleneği sürdürmüş kızama bilezik almıştı:))))))
Gelincik sigarası içerdi. Filtresi olmadığı için rahatsız olurdu. Babam birgün dedeme sigara ağızlığı almıştı. Ne kadar memnun olup babama dua etmişti.
Sigaraları özenle ikiye keserdi. Hem tasarruf olsun hem az içeyim diye. Sigara bittiğinde kartonunu  keser, arasına konan küçük kağıtlarla beraber biriktirirdi not yazmak için.
Annem evlenip Büyükada'ya gittiğinde hele de ben olduktan sonra bizi çok özlermiş. Gerçi haftada bir gün babam iş dönüşü bir gün de annem gelir ihtiyaçlarını karşılarmış ama o yinede 'torbasını' çok özlermiş.
Zar zor ikna edilip ara ara Büyükada'ya götürürmüş annemler. Halam, amcam çok sever sohbetlerinden çok zevk alırlarmış.


(Bu resim Ada'daki evimizin önündeki balkonda çekilmiş.)

Ben kundaktayken annem beni divana koyuyor dedemde odasından çıkıp geliyor divanın önüne ve oturmak için eğilirken annem beni görmediğini zannedip 'aman beyba Nazlı orda' diye haykırıp beni kucaklıyor.
Dedem anneme dönüp:
'Gördün mü Güzin işte evlat böyle tatlı birşey' diyor.
Çok güzel anlattığı hikayeleri varmış. Annem bir kısmını bana aktarmıştı.

Yine bir gün annemle konuşurken dedem:
--- Güzin ölüm ne kadar sürer ? der
--- Bir nefes alıp verinceye kadar diye söyler annem
---- Ooooo çok uzun sadece göz açıp kapayıncaya kadar diye cevap verir dedem.

Ve ben seneler sonra gerçekten ölümün bu kadar kısa olduğunu gözlerimle gördüm.

Az çok hatırlıyorum ikinci kere gittiği hac ziyaretinden hasta döndü. Sonra da bir türlü iyileşemedi. Bir ayı hastanede olmak üzere üç ay kadar yattı. Ve dedeme annem baktı. Bütün ihtiyaçlarını karşılayarak.
Ben o zaman yedi yaşındayım.Zayıfım, kuvvetsizim. Dedemin başından hiç ayrılmıyorum. Onun yanında oyun oynuyorum.
Annem tembih ediyor 'Nazlı deden su isteyince beni çağır sen sakın kaldırma belin incinir' diye
Kıyamıyorum ki  o çırpı halimle dedem su isteyince başını kaldırıp  içiriyordum.
Bir gün annemi  çağırıyor  ve ona diyorki :
--- Güzin hani odamda bir kutu var ya o kutu içindeki kuş uçtu.
Annem zaman zaman halüsinasyon gören dedemin yine öyle birşey söylediğini zannediyor. Ama dedem o gece bizi bırakıp gidiyor.
İlkokul birdeyim . Sabah kalktığımda bir tuhaflık olduğunu hissetmiştim . Annem babam çok kötü görünüyorlardı. Yine de annem  hiç birşey belli etmeden beni okula bırakmıştı. Döndüğümde evde dua okunuyordu. Dedemin yatağını boş gördüğüm andaki acıyı zaman zaman hala hissediyorum. 
Tarih 2 Ekim 1973 'tü.....

Onsuzluğa alışmak zordu. Evde bir büyük olması ne kadar büyük bir nimetti.

Seneler sonra birgün annem okul dönüşümde bana bir zarf verdi. 'Bu nedir? ' diye sorduğumda 'Dedenden sana ' dedi.
Zarfı açtığımda hep merak ettiğim o Gelincik sigara kutularını biriktirip ne yaptı sorusuna cevap buldum. Onların bazılarına benim için şiirler yazmıştı.
Ben Dedesi tarafında 'Torbasına' şiir yazılan bir torundum.


NAZLI'ma

Benim güzel nazlı bebeğim
Seni görmek daim emelim
Gülünce sen kalmaz kederim
Benim güzel nazlı bebeğim

Gel dedene gel , güller açsın
Bilirim seni pek nazlısın
Gülüşün hayalimde yaşar
Sevinçlerin gökleri aşar

Kollarını başıma doya
Bakarım bir sana bir de aya
Gönüllerin baharısın
Rabbimizin armağanısın.

                                  İhtiyar Dedem



Bazı yemeklerde bulunmaz lezzet
Üsküdara ne zaman gelecek İzzet
Burnuna varıyor nazlı'nın kokusu
Kızına karşı yüksektir duygusu
Rabbim muammer eylesin torunumu
Her an görmek isterim nazlı yavrumu
Konuşmaya başlarsa hemen pek tezine
Git dedeme diye sözü geçer İzzete

nazenindir kırılırmı hiç bir sözü
İki bir denmez yapılır her sözü
Ruhumun Rabbimizden nayiz ettiği duası
Yavrum nazlımın analı babalı büyümesi
nazü edası çok olursa pek yaman 
hepimize attıracak bir çok duman ......


Çarşamba günleri babam dedemi ziyarete geldiğinde ara sıra baklava getirirmiş. Bu da babama yazdığı şiir.


Ateşe koydum tavayı
Yedim bir dilim baklavayı
Yatağa girdim güle güle
Gerisini bıraktım Nazlıgüle
Getirenin mekanı cennet olsun
Sıhhat afiyette daim olsun
Ara sıra tekrarını unutmasın
Hayatında hiç sıkıntı çekmesin



Canım Hacı dedem gideli 40 yıl bitti.
Dedem, babam ve annem bir yerdeler.
Seni çok seviyorum.
Nur içinde yat dedecim........